ALLAH ŞİMDİ NE
YAPIYOR?
BAYRAMDAN BAYRAMA
BEKLİYORUM
BEKTAŞİ BU YA...
BEKTAŞİ VE
SOFU
BİRBİRİNE KARIŞTIRDIN
BİR GÜN FAZLA TUTMUŞ
BİTSİN BU
DAVA
DAMIZLIK BEKTAŞİ
DOMUZUN SOFTASI
DÜNYAYA GÖMLEK YIKAMAYA MI GELDİK?
EŞEKLİĞİNDEN
HAK
HAMURUMUZ TOPRAKLA YOĞRULMUŞ
HANGİ PEZEVENGİ KULLANDI?
HARAM
İŞİMİZ İŞ
İYİ DEĞİLİM!
İYİ RÜYALAR
KABAHAT SENDE DEĞİL!
KENDİNDE
OLMAYANI
NASIL BECERDİN
NE
DÜŞÜNÜYORMUŞ?
NERESİ OLACAK MEYHANE
ORUÇ GİTTİ AMA...
PEŞİN NAMAZ
RAKI
SON NEFESİNİ
SENİNKİ PAMUK GİBİ
SENİN MELEĞİN BENİM GİBİ OLUR
ŞEYTANA UYMUŞ
ŞİŞEYİ ATTIM
UĞURSUZLUK
ÜZÜM
SUYU
VIZIR
VIZIR
VURMA ZAVALLIYA O HAYVANDIR
ALLAH'IN
KEMALİ
Bir mecliste Kuranı Kerim'den söz
açılmıştı .Kuran'ın eşsizliğinden ve
olağanüstü bir eser olduğundan bahsedilirken,
odanın bir köşesinde kendi halinde çubuğunu
içmekte olan bir Bektaşi söze karışarak :
-Evet, Allah'ın kelamı cidden eşsizdir. Ama,
yazısı biraz karışıktır!,...der.
Dinleyenlerden biri hayret ve biraz da
hiddetle sorar :
-Karışık mıdır, nereden biliyorsun?
Bektaşi acınacak bir tavırla cevap verir :
-Alnımın yazısından!
Bir gün yolda yaya giden bir Bektaşi'nin
önüne bir atlı çıktı :
-Baba, dedi, bir müşkülüm var. Beni aydınlatır
mısın?
Bektaşi yanıt verdi :
-Elimden gelen bir şeyse, hay hay, oğlum.
-Şunu öğrenmek istiyorum : Şu anda Allah ne
yapıyor?
Sualin münasebetsizliğine içerliyen derviş,
hic belli etmemiş :
-Yanıt veririm ama, bir şartla, sen o attan
in, ben bineyim.
-Neden?
-Böyle yüksek bir suale yüksekten yanıt vermek
gerekir de ondan!
Adam attan inmiş, Bektaşi binmiş.
Adam:
-Hadi, demiş söyle bakalım. Allah şimdi ne
yapıyor?
Bektaşi :
-Ne yapacak, demiş, atı senin gibi budalanın
elinden alıp, benim gibi akıllıya veriyor,
deyip atla uzaklaşmış.
Bektaşiye sormuşlar :
-Rakı içer misin?
-Akşamdaaaan akşaaaama...
-Namaz kılar mısın?
-Bayramdan bayrama, bayramdan bayrama...
Canlardan birine, Ramazanda sormuşlar :
-Erenler kaç tane oruç tuttun?
-Henüz nasip olmadı.Tuzak kurdum bekliyorum.
Müthiş bir fırtına patlamıştı.Yolcuların
hepsi perişan durumdaydı.Bunların arasında bir
de Bektaşi vardı.
Baktılar, Bektaşi, Allah'a yalvarıp yakarmaya
başlamıştı :
-Adını bilmediğim bir evliyaya bir koç
adıyorum.Yeter ki fırtına dinsin...
Bektaşi'nin yakarması kaptanın tuhafına
gitmişti :
-Hayret! Hiç adını bildiğin bir evliya yok
mu?
-Yok olur mu, elbette var! diye cevap verdi
Bektaşi.Var da, hepsini birer kez aldattım...
Koyu sofu bir adamcağızla Bektaşi, bir
başka kente gitmek üzere bir kervana
katıldılar. Sofu, ikindi üzeri namaz
kılacağını söyledi. Bektaşi :
-Geç kalırsan kervanı kaçırırsın ; onun için
sünneti bırak da yalnız farzı kılıver, diye
öğüt verdi.
Bektaşi'nin sözüne uydu adam. O gece bir yerde
konakladılar. Ertesi sabah sofu, Bektaşi'ye
sitem etti.
-Dün bana sünneti kıldırmadın, gece rüyama
Peygamber Efendimiz girdi.
Bektaşi adamın sözünü ağzına tıkadı :
-Daha ne istiyorsun! Farzı da bırak rüyana bu
kez Tanrı girsin!
Bektaşi'nin bir uyuz eşeği ile besili bir
ineği varmış...İnekten süt sağıp satıyor,
kazandığı paranın yarısıyla uyuz eşeğe arpa
alıyormuş.Eşek bir işe yaramıyormuş.Bir gün
dayanamayıp dua etmiş :
-Ey yüce Allahım, beni şu eşekten kurtar!
Ertesi sabah ahırın kapısını açmış ki ne
görsün?İnek ölmüş eşek kalmış...
Bektaşi o hırsla sokağa fırlayıp milleti
başına toplamış :
-Ey ahali şu yerde yatan nedir?
-İnektir!
-Ya şu ayakta duran uyuz?
-Eşektir!
Bektaşi açmış ellerini yukarıya :
-Ey ulu Allahım, sana kırk yılda bir ricada
bulunduk, onda da eşekle, ineği birbirine
karıştırdın!
Adama sormuşlar :
-Kaç gün oruç tuttun?
-Hastalığım nedeniyle, ancak bir gün
tutabildim!
Aynı soruyu, orada bulunan Bektaşiye sorunca,
hiç istifini bozmadan yanıt vermiş :
-Bu arkadaş benden bir gün fazla tutmuş!
Bektaşi'nin birine konuk gelecekmiş.
Bektasi konuğu nasıl ağırlar..Elde yok, ayakta
yok.. Mahçup olmak da istemiyor...Komşusu
Yahudi'nin bir sürü keçisi varmış...Onlardan
birini çaktırmadan alıp kesiyor...Ama
çaktırmadığını sanan kendisi...Yahudi, ağacın
arkasından gözlermiş durumu...Diyor ki kendi
kendine, "Kadıya gitsem.. Kadı Müslüman, o
Müslüman, ben Yahudi.. Davayı kazanamam. Hadi
kazandim, Bektaşi'nin nesi var ki, ondan alıp
bana versin...Biz artık Allah'ın huzurunda
hesaplaşırız...Yillar geçiyor.Yahudi, Allah'ın
huzurunda davacı oluyor, Bektaşi'den...
Mahkeme kuruluyor..
Allah :
-Sen Yahudi kulumun keçisini kesmişsin, diyor
Bektasi'ye...
-Kesmedim, diyor Bektaşi...
-Ben gözlerimle gördum diyor, Yahudi..
-Allahim, diyor Bektaşi... Bir mahkemede bir
adam hem şahit, hem davacı olamaz.
-Haklısın ama, diyor, Allah Ben her şeyi
görürüm. Ben de gördüm, kestiğini...
-Allahım, diyor Bektaşi...Aynı mahkemede, hem
şahit, hem hakim olunmaz...
-Gene haklısın, diyor Allah... O zaman getirin
keçiyi ona soralım...
-Ne!... diyor Bektaşi... Keçi burada mı?...Ver
onu o zaman bu Yahudi'ye...Bitsin bu dava..
İkinci Mahmut, Yeniçeri ocağını
kaldırdıktan sonra, Alevi-Bektaşi kesimi
üzerinde terör estirmiş, kimilerini öldürmüş,
kimilerini ise sürdürmüştü.İstanbul'da hiçbir
Bektaşi ortaya çıkamaz olmuştu.Padişah bir gün
Bahçekapı'dan geçerken korkmadan, göğsünü gere
gere dolaşan bir Bektaşi babası görküş.Adamın
rahat tavırları padişahı
etkilemiş.Çağırtılmasını buyurmuş.Baba gelince
şöyle demiş :
-Sizinkilerin tümü bir kıyıya kaçtı,
gizlendi.Sen burada yalnız başına ne
dolaşıyorsun?
Baba çekinmeden yanıtlamış :
-Sultanım, onlar gitti, beni damızlık
bıraktılar!
Bir Ramazan günü köyün mescidine bir yaban
domuzu dadandığını haber vermişler.
Bektaşi hayret içinde sakalını sıvazlayarak :
-Garip şey...Softanın domuzunu çok görmüştüm,
ama domuzun softasını ilk defa işitiyorum,
demiş.
Şeker bayramında herkes yeni ve temiz
elbiselerini giyip, birbirleriyle
bayramlaştıkları gün, bir fakir Bektaşi
dedesi, üstü başı pis halde Beyazid Cami'nin
önünden geçerken, bembeyaz sarığı, tertemiz
cübbe ve latası ile bir hoca karşısına çıkıp
:
-Be adam, mübarek bayram günü bu pis gömlekle
dolaşılır mı?Gömleğini yıka! deyince Bektaşi
aldırmayarak :
-Be hocam, yıkayayım ama kirlenir, demiş.
Hoca :
-Yine yıka, demiş.
Bektaşi :
-Yine de kirlenir, diye diretmiş.
Hoca inatla :
-Yine yıka, deyince Bektaşi'nin tepesi atmış
ve şu cevabı vermiş :
-Behey imanım.Biz bu dünyaya gömlek yıkamaya
mı geldik? demiş.
Dostlarının baskılarıına dayanamayan Baba
Erenler, camiye gitmiş, hocanın vaazını
dinliyordu.Hoca, içkinin kötülüğünü anlatmak
için aklına ne geliyorsa söylüyordu.Bir ara
şöyle dedi :
-Bir eşeğin önüne, bir kova su ile bir kova
şarap koysanız, hangisin içer?Elbette ki su
içer.Peki eşek niçin şarabı içmez?
Bektaşi dayanamayıp seslendi :
-Neden olacak, eşekliğinden...
Nasıl ayin yaptıklarını soran bir
Bektaşi'ye Mevlevi :
-Hak, deyip döneriz!, demiş.
Bektaşi su cevabı vermiş :
-Yok azizim, biz Hak denilince dururuz!
Softaların arasına düşen Bektaşi'yi
neredeyse zorla camiye sokmuşlar.
Herkes abdesini almış.Namaza
durmuşlar.Softalardan birisi Bektaşi'ye
çıkışmış :
-Erenler, abdest almadınız!
Bektaşinin yanıtı şöyledir :
-İmanım, bizim hamurumuz toprakla
yoğrulmuştur, pek su ile oynamaya gelmez.
Bir Bektaşi, her ne olursa "Allahtan"
dermiş.Bir gün külhanbeyin biri, bu Bektaşinin
ensesine sultani bir sille aşketmiş.Bektaşi
arkasına dönünce külhanbeyi ;
-Baba efendi, ne bakıyorsun, Allah'tan,
demiş.
Bektaşi hiç düşünmeden şöyle seslenmiş :
-Doğru be imanım!Ben de Allah'tan olduğunu
biliyorum ama, hangi pezevengin eliyle
yaptırdığını merak ettim de, ona bakıyorum.
Bektaşinin birini ramazanda içki içtiği
için yakapaca kadıya götürürler.Çakırkeyif
Bektaşi'yi görür görmez kadı :
-Behey kafir!Bu yaşta hala içiyorsun bu
zıkkımı.Utanmıyor musun? Bilmiyor musun haram
olduğunu?, der.
-Sırtınızdaki ipek kaftan da haramdır, diye
karşılık verir Bektaşi.
Kadı :
-Bunun içine pamuk katarlar.
Bektaşi :
-Dünyada doğru adam mı kaldı, şaraba da yarı
yarıya su katıyorlar...
Hocanın biri Ramazanda ;
-Ey ümmeti Muhammed!Şarap içmek kesinlikle
haramdır.Sakın içmeyiniz!İçenlerin boyunlarına
yarın ahirette, içtikleri şarap şişeleri
asılarak, mahşer halkına haftalarca teşhir
edileceklerdir, diye vaaz veriyormuş.
Dinleyenlerin arasında bulunan Bektaşi sormuş
:
-Hoca efendi!Şişeler dolu mu asılacak, boş
mu?
Hoca "Boş" dese, cezanın hafifleyeceğini
düşünerek :
-Hayır! Hiç boş olur mu? Dolu olacak, demiş.
Bektaşi, gülerek şöyle bağırmış :
-Desene hocam!Cennette de ya hey!
Bektaşi'ye sormuşlar :
-Nasılsın?
-Şükür edecek kadar iyi değilim! demiş...
Mevlevi, Bektaşi ve Softa yemekten sonra
ikram edilen bir tepsi baklava için rüyaya
yatarlar.En hayırlı düşü gören baklavayı
alacak. Öneri kabul edilir. Yatar, uyurlar.
Sabah olunca Sofu :
-Ne düş gördünüz anlatın bakalım?, der.
Mevlevi sikkesini başına geçirerek :
-Hayırdır inşallah göklere çıktım, der.
Hoca da :
-Ben ise düşümde cennete gittim, der.
Bektaşi :
-Erenler, ben de gece birinizin göklere
uçtuğunu, diğerinizin de cennette gezdiğini
görünce, artık bunlar fani dünyaya dönmezler
diyerek kalkıp baklavayı temizledim!, der.
Bir köyde yağmur duasına çıkarlar.Bektaşi
de istemeye istemeye bunlara uyar, cemaatin
arkası sıra giderken, eline geçirdiği bir ağaç
dalını, kendi tarlasının bir köşesine
saplayarak, başını yukarı kaldırıp, söylenir
:
-Bizim tarla da işte burası...
Rastlantı bu ya, yağmur duası yapılır
yapılmaz, bulutlar kendini gösterir.
Kara bir bulutun kendi tarlası üzerine
gittiğini gören Bektaşi sevinçle koşar.Bir de
ne görsün, ceviz büyüklüğünde dolu, bütün
ürünü berbat etmemiş mi?O vakit başını yukarı
kaldırır; şöyle söyler ;
-Kabahat sende değil, sana tarlayı gösteren
pezevenkte!...
Bektaşi, camide namazdan sonra dua etmiş
:
-Ey ulu Tanrım, bana bir rakı parası ver!
Yanında namazını bitiren softa da, ellerini
kaldırmış :
-Rabbim, bana iman ver!
İki duayı da işiten hoca, Bektaşiye :
-Bak, herkes ne isitiyor Tanrı'dan, sen rakı
parası. Utanmıyor musun?, demiş.
Bektaşi usulca :
-Ne yapalım hoca efendi, herkes kendisinde
olmayanı ister, demiş.
Bektaşi, evinde misafir olduğu için,
karpuzcuya uğramış :
-İyi karpuzun var mı?
-Kurabiye gibi baba, güven bana!
-Peki öyleyse iyi bir tane ver bakalım.
Karpuzcu birini seçip vermiş.Baba erenler,
almış ve eve gitmiş.
Bektaşi, yemekten sonra, konuklarının önünde
karpuza gururla bıçağı vurmuş.Fakat o ne?İlk
bıçak darbesinden sonra etrafı koku
salmış.Karpuz ikiye ayrılınca, foş diye
çürüyen içi masaya yayılmış.Tabii her taraf
berbat, Bektaşi ise mahçup olmuş.
Baba, sabahı zor etmiş ve soluğu karpuzcuda
almış :
-Erenler, seni tebrik ederim?
Karpuzcu şaşırmış :
-Hayrola baba, beni niye tebrik ediyorsun?
Bektaşi :
-Ulan kesmeden, delmeden o karpuzun içine
nasıl sıçtın, doğrusu şaşıp kaldım.Seni onun
için tebrik ediyorum.
Bir Bektaşi, merkebine odun yükleyip şehre
gelirken karşıdan tüccar kılıklı iki adam
peyda olarak :
-Şu zındıkla alay edelim, diye Bektaşiye
yanaşıp selam verince Bektaşi de durur,
merkebi de.
Tüccarlar işaretle :
-Bu eşeğin ne düşünüyor?
-Odun tasımaktan yorgun düştü de, artık
kasabada ticaret etmeyi düsünüyor!
Bektaşiyi, rica minnet camiye
götürmüşler.Hoca başlamış anlatmaya :
-Bir yer vardır ki orada, zengin fakir ayrımı
yoktur.Dertli giren neşeli olur.Oraya giren
herkesin gönlü ferahtır.Bilin bakalım, burası
neresidir?
Bektaşi yanıt vermiş :
-Neresi olacak, meyhane...
Oruç tutan Bektaşinin biri pek fena
susamış.Vakit geçirmek için kırda giderken
bakmış gürül gürül akan bir çeşme...Adeta
kendinden geçmiş bir halde ağzını dayayıp
lıkır lıkır içmeye başlamış.Bu sırada oradan
geçen biri görüp :
-Aman erenler ne yaptın?Oruç gitti, diye
seslenmiş.
Bektaşi, ağzının iki yanından süzülen sular
bağrına doğru inerken cevap vermiş :
-Oruç gitti, ama fakire de can geldi!
Bektaşi ile bir hoca birlikte yola
çıkmışlar, bir süre sonra hoca :
-Namaz saati! demiş, başlamış kılmaya...
Rekat üstüne rekat, selam üstüne selam...
Bektaşinin beklemekten canı sıkılmış, hoca
namazı bitirince sormuş :
-Yahu bu ne uzun namaz böyle?
-Kazaya kalmış namazlarım vardı, onları eda
eyledim!
Bektaşi :
-Eh ben de bir namaz kılayım! demiş ve
başlamış namaza...
Ama ne namaz, bitmiyor, sonunda hoca
dayanamamış :
-Erenler, senin namaz da uzun sürdü!
-Önümüzdeki haftanın namazını kıldım!
Hoca şaşırmış :
-Yahu olur mu böyle şey?
Bektaşi gülmüş :
-Yukarıdaki senin veresiyeni kabul ediyor da,
benim peşinimi niye kabul etmesin?
-Rakı helal midir, haram mı? diye
sorulunca, Bektaşi şöyle yanıt vermiş :
-Ağıza göre değişir!
Bektaşiye sormuşlar :
-Babaerenler, hangi nefesi seversin?
-Sigaranın ilk nefesiyle, kaynanamın son
nefesini, demiş....
Paşanın biri, tanıdığı bir Bektaşi ile
konuşurken sorar :
-Baba, geçen gün bir kadınla gidiyordun, kimdi
o?
-Hanımım olurlar efendim...
-Peki ama, pek pasaklı ve çirkin biriydi.Onun
koynuna nasıl giriyorsun?
Buna fena halde bozulan Bektaşi, lafı
yapıştırır :
-Sizin pamuk gibi karınızın koynuna herkes
girer.Marifet bizim o pasaklı karının koynuna
girmekte, paşam!
Softa, namazını bitirmiş, selam vererken,
komşusu olan ve onu yaptığı kötülüklerden iyi
tanıyan, Bektaşi yanına iyice sokulup,
"Aleykümselam" demiş.Softanın canı fena halde
sıkılmış :
-Be adam! Sen de nereden çıktın? Namazımı
berbat ettin.
-Selam verdin, ben de aldım.
-Yahu ben sana değil, meleklere selam verdim.
-Erenler, ben de meleğim.
-Ulan defol git şuradan!...Senden melek mi
olur?
-Kızma birader!...Senin gibi Müslümanın benim
gibi meleği olur...
Canlardan biri, mahkeme reisliği
yapıyordu.Bir gün, genç bir kıza tecavüz
suçlamasıyla, orta yaşlı birini mahkemeye
getirdiler.
Hakim Bektaşi sordu :
-Ne diye bu haltı işledin?
Adam yanıt verdi :
-Benim kabahatim yok.Şeytana uydum!Kafama
girdi ve o işi yapmama sebep oldu.
Bektaşi yargıç, biraz düşündükten sonra şöyle
dedi :
-Behey açıkgöz!Hazret-i Adem'e secde etmemek
için, cennetten kovulmayı göze alan şeytanın
işi yok da, sana pezevenklik mi yapacak?
Hoca, camide içkinin kötülüğünden
bahsediyormuş.Cemaat arasında bulunan
Bektaşinin fena halde canı sıkılmış.Gitmek
üzere kalkayım derken, koynundaki şarap şişesi
kayıp yere düşmüş.Baba hiç istifini bozmadan
şöyle konuşmuş :
-Kör olasıcayı işte kaldırıp attım.Sizde
varsa, tam zamanı, siz de atın!
Avcı Sultan Mehmet bir gün adamlarıyla
beraber akşama kadar bir keklik bile vuramaz.
Bunun sebebini de, sabahleyin gördüğü bir
dervişin uğursuzluğuna bağlar.Solaklara
seslenir.Saraydan cıkarken, şu şu tipte, sivri
külahlı, sırtı kambur birinin önünden
geçtiğini ve hemen bu adamı bulmaları emrini
verir. Tarife göre Bektaşi babalarından ayyaş
Hamza Babayı yaka paça huzura getirirler.
Sultan :
-Bre uğursuz, nabekar!... Bugün sabahleyin
karşıma çıktın. Bu yüzden akşama kadar bir ava
rastlayamadım. Bu ne uğursuzluktur.Vurun
kellesini...
Bektaşi bakar ki kelle elden gidiyor. Son bir
dileğini açıklamak için söz alır :
-A devletlum siz beni gördünüz bir keklik
vuramadınız. Ama insaf ediniz, benim de bugün
ilk gördüğüm sizdiniz ve kellemi
kaybediyorum.Söyleyin, uğursuzluk
hangimizde!...
Sultan Abdülmecid bir gün Boğaziçi'nde
büyük bir bağın tam ortasındaki köşkünde
oturan bir Bektaşi babasını ziyarete gitmiş.
Bektaşi, o gün komşu bağdaki bir arkadasını
ziyarete gitmiş.O dönünceye kadar padişah
bağın hertarafını dolaşmış. Bektaşi dönünce
karşılıklı konusmaya baslamislar.
-Erenler bağın maşallah çok büyük.Üzümünü ne
yapıyorsun?
-Müritlerle ve canlarla birlikte yeriz
Sultanım.
-Buradaki üzüm yemekle biter mi?
-Yemediğimizi de sıkıp fıçılara basar, suyunu
içeriz.
-Peki ama, sıkılmış üzüm şarap olmaz mı?
-Vallahi Sultanım, biz üzümü sıkıp fıçılara
basarız. Allah ne isterse o olur. Üst tarafina
karışmak haddimize mi?
Softalar, Bektaşi'ye, Tanrı'nin
büyüklüğünü öğretmeye calışıp
duruyorlar.Anlatıp, anlatıp, sonunda da
diyorlar ki :
-Tanri isterse iğne deliğinden deve bile
geçirir!
Bektaşi :
-Elbette, diyor.
-Nasıl elbette?, diyor softalar. Bektaşi
çözüyor düğümü :
-Tabii ya! Onun yapamayacağı şey mi var? Canı
ister, iğne deliğini büyütür veya canı ister,
develeri küçültür, vızır vızır geçirir.
Başıboş bir eşek nasılsa bir camiye
girmiş, hoca eşeği döverek dışarıya çıkarmaya
uğraşırken, oradan geçen bir Bektaşi babası bu
hali görerek hocaya sormuş :
-Eşeği niçin dövüyorsun be hoca efendi?
Hoca hışımla cevap vermiş :
-Gelmiş camiye girmiş.
Bektaşi teskin etmek için şöyle demiş :
-Canım hoca efendi, onun aklı erer mi?Hayvan
olduğu için yapmış bir yanlışlık, girmiş
camiye, bak ben giriyormuyum hiç?..
YUKARDAKİ İLE ARAMIZ
AÇIKTA
Bektaşinin yolu bir köye düşmüş. Bakmiş ki
ortalıkta hiç erkek yok. Köylü kadınlara
sormuş :
-Köydeki erkekler nereye gitti?
-Yagmur duasina gittiler. 15 keredir
gidiyorlar hala yağmur yağmadı, demiş
kadınlar.
Bu arada Bektaşi, gömleğini ırmak kenarında
yıkamış ve bir dala asmış. İste tam bu sırada
gök gürleyip şimşek çakınca Bektasi, kadınlara
dönüp :
-Bu aralar yukaridakiyle aramız açık da,
demiş.

